Yaşamak, Yaşamış Olmak ve Yaşanabilir Kılmak: Varoluşsal Bir Mesele Olarak Zaman – Süreyya Aysun Arıcan

Zaman, bir şekilde hepimizin meselesi. Doğmak ve ölmek arasında, varoluş ile var olmama hali arasında içinden geçmekte olduğumuz, sahip olduğumuz, varlığımızı sağlayan ve ispat eden kavram. Bir yandan ona sahip olduğumuzu zannederken, diğer yandan onun belirlediği sınırlar içerisinde var olabildiğimizi anladığımız şey. Peki ama zaman ile meselemiz ne durumda?

Genel kaygı bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve depresyon gibi sorunlar sebebiyle yardım almakta olan kişilerin zaman kavramı ile ilgili yaşadığını hissettiği sıkıntılar, bu sorunları yaşamayanlara göre çok daha fazla olabiliyor. Kişi, içinde yaşamakta olduğu ân’ı ve günü yakalayamıyor gibi hissedebiliyor. Zaman, bu kişiler için sanki diğerlerine göre çok daha hızlı akıyormuş gibi hissedilebiliyor. Yapılacak veya yapılması gerekli görülen şeylerin yetiştirilmesi, kişinin gözünde hızlı akan bu zaman içerisinde daha da imkansız hale gelebiliyor. “Ertesi gün oluyor, bir gün başlamadan diğeri başlıyor benim için. Oysa zaman benim kontrolümde değil ve ben hep eksik hissediyorum.”

Yapılan işlere fazlaca dikkat edilmesi, mükemmeliyetçilik, aşırı detaycılık, zaman ile yaşadığımızı hissettiğimiz sorunu arttırıyor. Amacımız ân’ı yaşamaktan, yaşanabilir deneyimin içinde belki de alabildiğimiz keyifle durmaktan çok, yapmak, bitirmek, yapılacak işler listesinden bir maddeyi daha eksiltmek haline gelebiliyor. Zaman giderek “görece” hızlı geçmeye başlıyor bizim için ve biz, yakalayamadığımızı hissettiğimiz geçmiş ile, gelmesinden kaygılandığımız gelecek arasında sıkışabiliyoruz. İçinde bulunduğumuz o “an”, geçmişin bitmemiş ve bizi huzursuz hissettiren meseleleri ile, geleceğin henüz gelmemiş ve gelince bizi yoracak olan meseleleri arasında sanki eriyor.

An’ı yaşayamamak, paradoksal bir şekilde geçmişin izlerini fazlasıyla korumaya çalışmak, geçmişi dondurmak veya zamanın akışını dondurmak arzularını bizlerde oluşturuyor da olabiliyor. Uzun süredir yapmayı hayal ettiğimiz ama yapmadığımız keyifli yürüyüşlerin, tatillerin, dost sohbetlerinin, veya vakti zamanında oldukça severek aldığımız ancak giymeyip sakladığımız kıyafetlerimizin arasında belki de sahip olamadığımızı ve fazlaca hissettiğimiz zamanı dondurma hayalini hedefliyor olabiliyoruz. Fark etmeden, gerçek sebebini anlamadan, fazlasıyla yavaşlattığımız veya hızlandırdığımız hayatımızda, aslında varoluşsal bir mesele olan zaman ile geçinmeye çalışıyoruz.

Bazen de oturtup bizi karşısına sadece yazdırıyor şu “zaman”:

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı / vaktinde anlamanın sevinci mi / ya da biraz geç kalmanın / o gereksiz tedirginliği mi / hangisi / ama belli ki sonundayız her şeyin /en sonunda.

                                                                                              Edip Cansever.