Neden bir türlü mutluluğun yollarını bulamıyoruz? (Bölüm 1) – Ferhat Jak İçöz

Neden bir türlü mutluluğun yollarını bulamıyoruz? – 1 *

 Ferhat Jak İçöz

 

Mutluluk, en çok aranan meta haline geldi. Yaptıklarımızı, yediklerimizi, içtiklerimizi, paylaştıklarımızı hep mutlu olmak adına yapar olduk. İster istemez de mutluluktan uzak düştüğümüzde “mutluluğu nasıl bulurum?” sorusu zihnimizi kurcalar oldu. Soru bu olunca, yaşama bakışımızda bu sorunun cevaplarıyla sınırlanır oldu. Eğer ben bir odada kaç tane sandalyenin olduğunu sorarsam, odanın diğer tüm özelliklerini kaçırma ihtimalim yükselir.

Ya soru yanlışsa?

Aslında sorduğumuz sorular, bulabileceğimiz cevapları belirler. En azından nelerin cevap olamayacağını çok net ortaya koyar. Tam da bu sebepten ötürü doğru soruları sormak, dolu dolu yaşamanın anahtarı.

Tek amaç mutluluk mu?

Gelelim mutluluk meselesine. Gerçekten amaç, tek ve en nihai amaç sadece mutlu olmak mı?

Felsefe, her ne kadar bazen ulaşılması zor bir kaynak olsa da, yaşamak konusunda iyi bir rehber olabilir. Felsefenin rehberliğini bu konuda kullanacak olursak, aslında mutluluğu amaç olarak koyarak büyük bir hata yaptığımız ortaya çıkar.

Mutluluk sadece bir sonuçtur

Aslında yazının başlığı, mutluluğa dair çok temel bir çelişkiyi gözler önüne sermektedir. Evet, mutlu olmayı istemekten daha doğal bir şey olamaz. Ama öteki yandan da hayır, mutlu olmanın yolları yok. Mutluluk, tıpkı diğer tüm duygular gibi bir sonuçtur. Hayatımızı nasıl yaşadığımıza dair yaptığımız seçimlerin sonucu.

Duyguları iyice anlamak

Mutluluk meselesini iyice ele almak için insan olmanın nasıl bir şey olduğuna dair iki temel konuyu netleştirmemiz gerekir.

Birincisi, mutluluk dahil hiçbir duygu hedeflenerek elde edilemez, elde edilmemeli. Kendimizi mutlu olmaya zorlayamayacağımız gibi, öfkeli olmaya veya utanmaya da zorlayamayız. Duygular, dünya ile olan ilişkimizin dilidir. Verdiğimiz kararlar sonucunda kendimize kurduğumuz dünyanın bize nasıl geldiğini, kendimize dünyada bulduğumuz yerin nasıl bir yer olduğunu bize anlatırlar. Kısacası her bir duygunun bize vermek istediği bir mesaj vardır. Duyguları değiştirmeye çalışmak, bu mesajları duymamazlığa gelmek, ve hatta değiştirmeye çalışmak demektir. Duygular sadece olduğumuz yere dair bir sinyaldir. Yavaş çıkan bir asansörde çok sıkıldığınızda kaçıncı katta olduğunuzu gösteren ekranı değiştirmek istemezsiniz. Veya trafikte takıldığınızda GPS’inizin gösterdiği konumu. Aslında Bostancı’ya varmayı düşünmüş olabilirsiniz o sırada, ama hala köprüdeyseniz, GPS konumunuz sadece olduğunuz yeri gösterir. Peki neden duygularımıza da aynı saygıyı gösteremiyoruz?

İkinci anlaşılmayı bekleyen konu ise ünlü varoluşçu filozof Martin Heidegger’in “azim ve akış” ikilemidir. Heidegger’e göre hayatta karşılaştığımız olgular ile ilgili ya azim edebiliriz, ya da bunları akışına bırakabiliriz. Azim etmemiz gerekenler genellikle değiştirme şansımızın olduğu, bir fark yaratabileceğimize inandığımız olgulardır. Eğer bu yazıyı belli bir zaman çerçevesinde bitirmek istiyorsam, bu konuda azim göstermem gerekir. Yeni bir iş arıyorsam da başvuru sürecinin gerektirdiklerini yapmam.

Ancak bunlara karşın bir de ne yaparsak yapalım değişmeyecek olanlar vardır. O çok istediğim yeni işe başvurdum diyelim. Elimden geleni de yaptım. Tüm belgelerimi vaktinde gönderdim, görüşmelere gittim, kendimi olduğunca iyi ifade ettim ve bir noktada beklemekten başka bir şey kalmadı. Tam da bu noktada akışa bırakabilmenin önemi devreye girer. Bizim kontrolümüz dışında olan, zamanın veya şartların olgunlaşmasını gerektiren durumlarda gerçekten arkamıza yaslanıp beklemekten veya durumu olduğu gibi kabul edip onun getirdikleriyle kalmaktan başka şansımız yoktur.

Bu ikilemden yola çıkarak varoluşçu terapistler yaşamak konusunda yaşadığımız bir çok zorluğun bu ikisini birbirine karıştırmaktan geçtiğini iddia eder. Azmetmemiz gereken yerde akışına bırakabiliriz veya tam aksine akışına bırakmamız gereken şeyler için azmedebiliriz.

Bu açıdan baktığımızda duygular dünyası ve bununla beraber mutluluk tam olarak akışa bırakmamız gerekenler kategorisindedirler. Duygular, kendimize yarattığımız dünyanın bizdeki deneyimleridir.

Asıl azmetmemiz gereken: Dolu dolu, canlı hissettiğimiz, doyurucu bir hayat

“Mutlu olmanın yolları nedir?” sorusu baştan yanlış sorulmuş bir sorudur. Ancak bununla beraber insanlar hayatlarına nelerin rehberlik edeceğini bulmak için sorular sormaya ihtiyaç duyar. Bu sorunun yanlış olması, hayatımıza dair sorular sormayı bırakmamız anlamına gelmez.

Bu durumda mutluluk asıl hedeflenecek olan değilse, nasıl bir soru sormalı?

Antik felsefeden, modern psikolojiye aslında birçok kuram ortak bir yere işaret etmektedir: Kendini tanımak ve canlılık

O zaman soruyu şu şekilde sorabiliriz: Dolu dolu, canlı hissettiğim, doyduğum bir hayat yaşamak için neye ihtiyacım var? Bu soru beraberinde katman katman kişinin kendini daha yakından tanımasını getirecektir. Ancak işimiz burada bitmiyor.

Siz düşünedurun, cevabı haftaya ☺

* Bu yazı Psychologies Türkiye dergisinin Haziran 2017 sayısında yayınlanmıştır.